Stranger Things


Stranger Things'i bitirmenin gururuyla bu yazıyı yazmaya başladım. 😄 Dizi şimdilik üç sezon yayınlandı ve yaında dördüncü sezonun da gelmesi bekleniyor. Ben de üçüncü sezonu yeni bitirdim. Umarım yeni sezon fazla bekletmez.

Ben diziyi çok beğendim. Daha önceki "Dark" yazımda da bahsettiğim gibi Dark ile benzeyen tarafları var. Ama hiç o hissi hissederek izlemedim diziyi. Benzeyen yanlar olsa da ikisi bambaşka diziler konuları itibariyle. İkisini de ayrı ayrı sevdim. 

Bir diziyi uzun zaman izleyince karakterlerle aranızda bir bağ oluşuyor. Bu aralar çok dizi izlemeye başladım. Aynı anda birden fazla dizi izliyorum hatta. Okuldaki boş derslerimde izlemesi de ayrı bir keyif katıyor. 😂


Dizinin konusundan kısaca bahsetmem gerekirse; dizi ABD yapımı bilim kurgu, korku, gerilim, dram türündeki bir internet dizisi. İlk bölümü 15 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanmış. Dizi 80'lerde geçiyor ve Will adında 12 yaşında bir çocuğun, bir anda ortadan kaybolmasıyla başlıyor. Farklı kollardan aramalar başlatılmasına rağmen, Will’in kayboluşuyla ilgili belirgin bir iz bulunamıyor. Fakat tam arama ekipleri vazgeçtiği sırada gizemli bir kız ortaya çıkıyor ve olaylar tamamıyla farklı bir boyut kazanıyor.

Will gibi bir anda ortadan kaybolan ve yıllar sonra geri dönen bu kız, küçük çocuğun bulunabilmesi için bir umut ışığı haline geliyor. Ancak daha sonra devlet eliyle yapılan gizli deneylerden korkutucu doğaüstü güçlere uzanan bu gizem dolu hikaye, git gide daha da karmaşık bir hal alıyor.


Diziyle ilgili en sevdiğim şey de müzikleri oldu. Harika müzikler keşfettim dizi sayesinde. Tabii ki 80'lerin müziği.. İzlerken keyif aldığım bir diğer şey de 80'ler modasına uygun kıyafetler oldu. 😄 İlk sezondan itibaren çocukların büyüyüşlerini izlemek de güzeldi.

Dizinin toplamda beş sezondan oluşacağı söyleniyor. Bakalım yeni sezonları heyecanla bekliyoruz. 😄

Barış Manço Müze Evi, Moda Kadıköy


"Bir insandan en son ne zaman bahsedilmekten vazgeçilirse, o insan o zaman ölmüş sayılır."

Barış Manço


Kadıköy denilince Moda, Moda denilince Barış Manço gelir akla. Geçtiğimiz haftasonu bahçesinde domates, biber, patlıcanın ve arkadaşım eşek'in olduğu Barış Manço'nun müze haline getirilmiş evindeydik. Bu benim ikinci gidişimdi ve bu sefer blogumda birkaç şey paylaşmak istedim. Ölümünün ardından yıllar geçmesine rağmen ev hala dolup taşıyor.


Eve ilk girdiğimizde bizi salonda Barış Manço'nun, heykeltıraş Murat Daşkın tarafından silikon kullanarak yaptığı heykeli karşılıyor. Heykel sanatçının “O benim rüyam” dediği ve bestelerini yaptığı Steinway B2010 kuyruklu piyanosunun başında konumlanmış. Salonda ayrıca Barış Manço'nun cam eşya koleksiyonu da yer alıyor. Evdeki neredeyse tüm eşyalar antika ve ev bütünüyle bize müze hissiyatı veriyor. Görkemli avizeler, İngiliz ve Napolyon tarzı eşyalar göz kamaştırıcıydı.


Salonun yan tarafında da yemek odası ve Barış Manço'nun kıyafetleri ile ödüllerinin sergilendiği odalar bulunuyor. Burada en çok ilgimi çeken Japonya'dan aldığı kimonolar ve Barış Manço'nun dünyadaki tek dikili ağacı olan Japonya'daki sakura ağacının fotoğrafı oldu. :)





Bir üst kata çıktığımızda ise yatak odaları ve banyolar bizi karşılıyor. 



En üst katta ise Doğukan ve Batıkan Manço’nun odaları yer alıyor. Doğukan Manço’nun odası Barış Manço'nun Belçika Kraliyet Akademisi’nde eğitim aldığı yıllarda üzerinde çalıştığı grafik ve resim çalışmalarına ev sahipliği yapıyor. Akademiden birincilikle mezun olmuş.

Batıkan Manço’nun odası ise “Adam Olacak Çocuk” teması ile döşenmiş ve sanatçının çekimlerde kullandığı ekipman buraya yerleştirilmiş.

Girişin alt katında ise yazlık ve kışlık bahçelerinin yanında bir de Şövalye odası bulunuyor. Belçika Kraliyet Ailesi tarafından şövalyelik unvanı verilen Manço’nun resim yaparken kullandığı malzemeler ve o dönemlere has döşediği bu oda da epey ilgi çekici. Bahçedeki garajda ise arabası duruyor.




Böylesine donanımlı ve çok yönlü bir sanatçıyı anmak isteyenlere keyifli bir gezi olacağından eminim. Burası resmi ve dini bayramlar ile pazartesi hariç haftanın her günü 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor.

DARK - Nerede Değil Ne Zaman?


Bilim kurgu ve gerilim türündeki Alman dizisi Dark'ı duymayan kalmamıştır herhalde. Evet epey bir popüler oldu son zamanlarda. Popüler olan şeyler genelde çoğumuza itici geliyor olabilir ama bir yandan da merak etmiyor değiliz bence ;) İzleyenler dizinin özellikle epey kafa karıştırdığı tarzındaki yorumlarını duyunca bu tip dizi ve filmleri sevdiğimden merak edip diziye başladım. En son ikinci sezonu yayınlandı ve üçüncü sezonunu merakla beklemekteyim. Diziyi bu diziden önce yine popüler olan Stranger Things'e benzetenler de yok değildi. Ama ben o sıralarda daha önceden Stranger Things'i izlemediğim için bir yorum yapamazdım. Dark bittikten sonra Stranger Things'e de başladım ve şu an ikinci sezondayım ama benzeyip benzemediğine başka bir yazıda değinirim.

Dark bence tek kelimeyle mükemmel bir diziydi benim için. Evet kafa karıştıran, beyin yakan çok yer var. İzlerken sürekli bu nasıl olur, bu bunun nesiydi, yok artık bu kadar da olmaz dedirtebilir, düşünürken diziyi kaçırabilirsiniz ama değer. Ben çok beğendim. Soluksuz izledim diyebilirim. Bir bölüm ne zaman bitiyor diğer bölüm ne zaman başlıyor anlamıyorsunuz neredeyse. Hep bir merak ve paradoks içindesiniz. Eksik tarafları da yok muydu, vardı ama diğer dizilerden farklı olması da yeterli bir sebep izlemek için bence. Çok ayrı bir konusu var. "Asıl soru nerede değil, ne zaman?" Dizi bir çocuğun kaybolmasıyla başlıyor. Dizideki kasvetli gerilim ve gizem çoğu yerde aklınızı karıştırıyor. Karanlık sırlarla örülü bir Alman kasabası Winden ile çarpık ilişkilerle sarmalanmış aileler… Ve zamanda yolculuk!

“Geçmiş, şu an ve gelecek arasındaki fark, inatçı bir illüzyondan ibarettir…”
– Albert Einstein

Henüz izlememiş olanlar için çok da detay vermek istemiyorum. İzlemeyip de kararsız olanlara kesinlikle tavsiyemdir! İyi seyirler :)